Embed

BOŞ SOKAKLAR SENSİZ BENSİZ

 

 

 

 

Dışarıda bir yaz yağmuru

Yaş sokaklar sensiz bensiz

 

Otomobillerin, trenlerin, tramvayların arasından sıyrılmak yeter mi acaba? Kafamızın içini tamamen boşaltıp, yeniden ama yavaş yavaş, üzüntüyü sevinci, düzgün köşeli kutuların içinde, duvar örercesine yeniden istiflesek, bir türlü yer bulup da oturtamadığımız o duygulara yer kalır mı?

 

Nasıl bir haleti ruhiyedir o? Bu sözleri yazabilmek için ne içmek gerekir? Aşk bir rüyaymış uyandım diyen adamın birkaç sözle anlattığı derinliği, kaç sayfada tarif edebilir insan?

 

Bir bahar akşamı, bir vapurun güvertesinde rastladığı, utanıp başını öne eğen genç kız ne kadar masumsa, daha önce nerdeydiniz diye soran yaşını başını almış, orta yaşın üzerindeki o adam da o kadar masumdur.  Bizim gibi şehrin kalabalığında ezilip gitmemiştir, elektromanyetik dalgaların baskısı altında bunalmamıştır, akıllı binaların uğultusundan beyni şişmemiştir, arabalar üzerine üzerine gelmemiştir belki ama yine de elli yıl öncesinin, gençliğinin çocuksu heyecanlarına dönebilmesi gariptir. Sanırsın ki aşktan başka dertleri yoktur bu adamların. Hiç borç ödememişler, hiç geçim sıkıntısı çekmemişlerdir.

 

Perdelerin ardında olduğunu hayale ettikleri uzaktan belki bir defa gördükleri bir güzelin dudaklarını kızıl bir goncaya benzetirler. Kuytu ağaç altlarında, çalı diplerinde günaha girmeden sevişmek, kuşlardan,  ağaçlardan, ceylanların pınarından, bahsederken sevgilinin saçlarından baharı yakalamak sadece onlara mahsustur.  

 

Ben ne zaman billur bir sesten tane tane dökülen o içli sözleri işitsem, gözümün önünde dudaklarında küçük bir ıslık, yosun ve iyot kokusunu ciğerlerine çeke çeke ömürlerince hep adım adım sevgililerini arayan o adamları anlamaya çalışırım. Evet, onların dünyasında ten başka bir tenle değil, hissiyat başka bir hissiyatla kucaklaşır. Küçücük kızlar şimdiki gibi arsız arsız bakmaz adamın yüzüne. Delikanlıların ceplerine soktukları elleri olmadık yerlere uzanmaya çalışmaz. Aşk tüketilmez büyütülür çünkü dışarı taşan iç çamaşırının, denizden yeni çıkmış gergin adalelerin, tırnak boyasının, saç jölesinin üzerinde filizlenmemiştir tohumları. Yine de anlayamam. Birkaç kelimede anlatılan derinlik kaç sayfada tarif edilir çözemem.

O adamlar o sözleri nasıl yazmıştır bilemem.

 

İçin için yanıyor, yanıyor bu gönlüm

Onu niçin anıyor, anıyor bu gönlüm

O bir vefasızdı, o bir hayırsızdı

Nenden niçin arıyor, neden niçin yanıyor

Unut onu gönlüm, unut onu sen de

 

 

 

Eklenti Başlığı
Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !