Embed

SANA BUNU YAPMAYA KİMİN HAKKI VAR

 Kurak geçmese bu kış dersin, yağmuru gözlersin. Beklediğin gibi olmadıysa, ekinlerin boy atmadıysa istediğin gibi, yaradanı suçlayamazsın ya! Boyun büker, bu sene de nasip bu kadarmış der elindekine kanaat edersin ama en azından azaltanın da çoğaltanın da kim olduğunu bilirsin.  Koyunların kuzulamasını, davarın ahıra dönmesini beklersin çok çok. Ellerin toprağa geçmiş, yaşar gidersin. Eğer oralarda doğup büyümüş, kopmamışsan, bu çılgın şehrin kirli kalabalığına karışmamışsan eğer.

 

Buralardaysan işin zor. Beklentilerin şöyle dursun ihtiyaçlarını bile karşılayamazsın bazen. Oralarda olsan oksijenden uyuyamazsın, sabah oldu mu dipçik gibi fırlarsın yatağından. Başın kurşun külçesi gibi kalmaz yastığın üstünde. Belin ağrımaz, boynun tutulmaz.

 

Sabahları kalabalık otobüslere, balık istifi trenlere binersin. Solgun yüzlerinden bıkkınlık akan kadınlar, sigara kokan erkeklerle çarpışırsın. Rahat edeyim, konfora kavuşayım diye aldığın arabanın keyfi hemen her gün burnundan gelir.

 

İşin varsa büyük nimettir. İşe geç kalma korkusu büyük nimettir. Elindeki işi yetiştirememe korkusu, amirinden azar işitme korkusu büyük nimetlerdir. Yaşça senden küçük, beyaz gömlekli, kravatlı, manşetleri parlak düğmeli havalı yöneticilerin karşısında ezilmemeye çalışmak ama her seferinde ezilmek büyük nimettir. Yöneteni de yöneten vardır. Yine de dişine göre bir şirkette he gün kılı kırk yararak işini sürdürmeye çalışmak büyük nimettir. Her günün bu nimeti kaybetme korkusuyla yaşarsın.

 

Bu şehirde arttıranın da azaltanın da kim olduğunu unutursun. İşini güzel yapmak istersin. Güzel yaptığın işi birileri görsün istersin. Görülmezsen eğer sinir sahibi olursun, görülür de görülmezden gelinenlerden olursan bunalıma girersin. Gün gelir stediğin gerçekleşir, birileri çok çalıştığını, tuttuğunu kopardığını fark edip bir basamak yükseltirse, ardı ardına yükledikleri işler yüzünden hevesin kursağında kalır, sevinemezsin ama yine de gözün bir sonraki basamaktadır..

 

Yirmi dört saatin yarısından fazlası dışarıda, hiç olmazsa altı yedi saati uykuda geçer. Akşamdan akşama yorgunluktan bir köşede sızıp kalmadıysan eğer çoluk çocuğunu bir iki saat sever fırsat bulursan karına ya da kocana sarılırsın. Hafta sonunu ve yüklü ödemelerin seni beklediği aybaşlarını gözleyerek geçip gider günler.

 

  Şimdi sor kendine; sana bunları yapmaya kimin hakkı var?     CEM CEMİİ

 

 

ŞEHRİN SABAHLARI VE ADAMLARINDAN BİRİ / SAİT FAİK

…..

Biliyorum, suratımın rengi de çamurun, gökyüzünün, denizin, duvarın rengindedir.
Her şeyden memnun ahbap, seni yıkmış gitmiştir. İnsan var öyledir, insan var böyledir. Duvarın gökyüzünün, çamurun, o devamlı pis halin rengini alır. Yüzünde sanki damarındaki kırmızı su dolaşmıyordur. Bu anlarda, en güzel bildiği birisiyle oynaşmak bile zevksizdir.
İşe gidecek, birtakım emirler alacak, emirler verecek, suratı kendisinden bok bir zavallıya haykıracaktır.


- Millet -diyecektir-, bu zavallı millet benden ve senden iş bekliyor, iş! Arkadaş! Bizi beyhude doyurmuyor. Akşam sobanın başına vardığın zaman bu kömürün kimin parasıyla yandığını hatırlamalısın azizim! Bu rahatı sana millet teinin ediyor. Nedir bu uyuşukluğun? Silkin efendi, silkin!


Kendi kendine: "Herifin hakkı da yok değil ha!" diyecektir o bitkin, o çamur, o duvar yüzlü memur.
Zılgıtı yiyen, süklüm püklüm kapıyı çeker çekmez, karşısında bir ayna olsa kendini görsen, şaşarsın. Yanağına bir kırmızılık, gözüne samur bir fırça ile vernik sürülmüştür sanki... Ellerin birdenbire ısınmış, avuçların ateş gibidir. Yazıhanenin ışığını yakmalı. Yine karardı ortalık. Telefona sarılmalı. "Evet, hayır, başüstüne, pekâlâ,, tabiî..." demeli. Kapamalı telefonu: kestirmeli...

…..

 

 

Eklenti Başlığı
Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !