SERMAYEYİ KEDİYE YÜKLEDİM

 

 “Taşınıyoruz” dediler.

“Nereye?” diye sorduk;

“Şehir dışına”

“Ya biz ne olacağız?” diye sorduk;

“İsteyen evini taşır çalışmaya devam eder, isteyen kıdemini alır yollarımız ayrılır…”

 O zamanlar daha genciz, kabadayıyız ya “Yok arkadaş!” dedim “Ben gelmem. Açarım küçük bir dükkân, ne kazanırsam Allah bereket versin. Az çok demem, tencerede kaynatır, kapağında yeriz, geçinir gideriz.”

 Biraz birikmişim, üç beş kuruşta alacağım tazminat var ya ona güveniyorum. Kendi işimin patronu olmak da cazip geliyor ama asıl soru şu; ne yapacağım? İş kurmayı kafasına koyan her acemi gibi dedim ki ya yemek işi yapacaksın ya da don, gömlek, çorap satacaksın. İkizlere takke, tül, dantel, fiyonk işleri mizacıma uygun değil beceremem. Yemek işi daha cazip göründü gözüme.

 Pazar günleri sabah kahvaltısında dehşetli bir sucuk spesiyalim var; dilimlenmiş sucuğu az bir yağda hafifi kızartıp, üzerine kabuğu soyulmuş domatesi ilave ediyorum. Domates suyunu çekecekken çok azıcık sıcak su ekliyorum, bazen de üzerine kaşar rendesi serpeliyorum. Sucuğu bırak sıcak ekmeği suyuna bandır yeter. Buradan yola çıkarak dedim ki tamam baba, sucuk ekmek satacağım.

 O zamanlar bir yakınımız Karadeniz’ in şirin bir sahil ilçesinde. “Bu yaz buraya gelin” dedi. Belediye sahil yolunda üstü kapalı tezgâhlar kiralıyor. Dışarıdan gelen çok. İç turizm canlı. Aklımıza yattı, gittik kiraladık tezgâhı. Boyadık, marangoza özel tezgah yaptırdık,önüne masa, şemsiye… Yirmi tezgahın içinde en göze batanı bizimkisi. Yazılarımızı da yazdık, Sucuk ekmek, Kumru, Sosisli, Köfte… Sezon açıldı, sucuğa domates, yağ, az sirke, az şekerden müthiş bir sos yapıyorum, kumrularım baba kumru ama herkeste işler kesat.

 “Niye iş yok?” diye soruyorum;

 “Yol trafiğe kapansın o zaman” diyorlar.

 Yol trafiğe kapandı yine iş yok Yine soruyorum diyorlar ki;

 “Okullar kapansın o zaman canlanır burası”

 Okullar kapanıyor yine soruyorum;

 “Ancak” diyorlar “On beş günü bulur insanların tatile çıkması”

 Günler geçiyor işler zayıf  “Soruyorum, ne oldu?” diye

 Herkesin boynu bükük. “Bu sene işler zayıf ama bekle gurbetçiler izine gelecek asıl iş o zaman…”

 Gurbetçiler geliyor gelmesine de, özlemle bekleyenleri var, özenle hazırlanmış, dolmalarla, böreklerle, baklavalarla tıka basa doyurmadan kaldırırlar mı insanları sofradan. Boğazına kadar tok adam neylesin sucuğu, ekmeği?

 Artık herkes ümidi festivale bağlamış durumda. Üç gün boyunca binlerce insan gelecek, yiyecek içecek, para harcayacak. Üç aylık sezonun kârını üç günde yapacağız. Bekliyoruz. Festival zamanı geliyor. Bir gecede önümüzden yirmi bin kişi akıyor ama satışlar çok zayıf. Yanımdaki tezgâh elli kilo döner takmış, elinde patlıyor.

 Hayallerim yıkılınca toplanmaya başladım. Kilidi vurup evime döneceğim. Hemen duyuluyor gideceğim. Hazırda bekleyenler var. Bıraktığım yerden devam edecekler. Eşyaları ucuza kapatmak isteyenler, burayı bana bırak şu kadar para vereyim diyenler… Bir de aynı kahrı beraber çektiğimiz diğer esnaf arkadaşlar var.

 “Gitme.” Diyorlar “Bu kadar sabrettin, biraz daha dur. Şimdi önümüz fındık toplama zamanı. Fındıktan sonra herkesin cebinde para olacak. Asıl iş o zaman…”

 Bütün bunlar 2001 in yazında oluyor. Enflasyon, devalüasyon patlamış. Kepenkler inmiş, fabrikalar, durmuş. Kriz fena vurmuş. Büyük depremin üzerinden iki sene geçmiş ve ben depremde yanmış yıkılmış bir şehrin, küçük ilçesinde sucuk ekmek, kumru satmaya uğraşıyorum. Pılıyı pırtıyı toplayarak dönerken çekingen bir tavırla tezgaha yanaşan orta yaşlı bir adamı hatırlayarak gülümsüyorum. O güzel Karadeniz ağzıyla diyor ki;

 “Yazıktır, uşağım. Kumru mübarek kuştur, yenilmez…” CEM CEMİİ

 

 Benimsayfam'da Paylaş Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Friendfeed'de Paylaş

 

                    Boş Mail Gönderin email gifs Eklenen Yazılar

                                           Adresinize Gelsin

 

Eklenti Başlığı
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !